top
anasayfa hakkimizda hizmet ekip duyuru makale iletisim
link_baseline

OTİZM VE ÖTESİ

 Otizm kelimesinin kökenine baktığımızda “kendi,  kendi  içinde”, “kendi başına” anlamlarına geldiğini görmekteyiz. Bu terimi ilk olarak İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuler  1911’de şizofrenideki temel bir rahatsızlıkla bağlantılı olarak “kişinin sosyal hayattan geri çekilmesi, kendi içine dönmesi “anlamında kullanmıştır. Leo  Kanner  1943’de yayınlanan “Duygusal Temastaki  Otistik Bozuklar” adlı tarihi makalesinde yaşları 2.5 ila 8 yaş arasında 11 çocuğu tanımladı. Benzer davranış örüntülerine sahip bu çocukların tamamen kendine özgü farklı bir bozukluktan muzdarip olabilecekleri düşünülmemişti. Dolayısıyla Kanner’in  bu çalışmasıyla literatüre “erken çocukluk otizmi” adı altında yeni bir bozukluk dahil oldu.

Otizm adı altındaki bu bozukluk ile ilgili tanımlamanın açılımlarında yıllar boyunca çeşitli değişikler yapılmış olsa da problemin özünün Lorna Wing’in “otistik üçleme” olarak tanımladığı sosyal etkileşim, iletişim ve hayal gücü ile ilgili alanlarındaki yetersizlikler olduğunu söylemek mümkündür. Peki nedir bu yetersizlikler? Sosyal alanla ilgili; diğer insanlara mesafeli durma, insanlara  uzak durmasalar da sosyal iletişimi başlatamama, çoğunlukla yetişkinlerle kendi ilgi alanları doğrultusunda tek yönlü iletişim kurma, ergenlik dönemiyle birlikte görülen  başkalarıyla (karşısındakinin duygu durumlarını  pek anlamaksızın) aşırı resmi ilişki kurma gibi sosyal etkileşimde bozulmalar mevcuttur. İletişimle ilgili: Konuşmayı kullanma;  otistik özellikler gösteren çoğu çocukta konuşma geç başlar, bazıları hiç konuşmayabilir. Konuşanların bir çoğunda ekolali denilen karşısındakinin söylediğini tekrar etme durumuna rastlanır. Bir çoğu mekanik bir tonda , vurguları doğru biçimde yapmaksızın kalıp cümlelerle konuşurlar. Konuşmayı anlama; soyut cümleleri(ironi, mecaz kulanımlar)anlamakta güçlük çekerler, bir kelimenin iki farklı kullanım alanı varsa bunu idrak etme zorlanırlar, vücut dilini bir iletişim aracı olarak kullanmazlar. Hayal Gücüyle ilgili:Taklite dayalı oyunlarda zorlanırlar. Pek çoğu evcilik oyunu gibi kendini bir başkasının yerine koymaya dayalı  oyunları anlamaz.

Bunların yanı sıra bazı oyuncak veya nesnelerle belli bir biçimde(düzende) oynama, el sallama , çırpma, zıplama gibi yineleyeci hareketler, bazı seslere, görsel uyaranlara aşırı duyarlılıkları mevcut olabilir. Bazı çocuklarda belli alanlarda (görsel-uzamsal yeteneklere veya ezber hafızasına dayanan) özel becerileri  vardır.

Otizmde kesin tanı koyulabilmesini sağlayacak testler henüz tam olarak geliştirilebilmiş değildir. Bu yüzden tanı anne ve babadan alınan bilgiler ışığında çocuğun  davranış biçimlerine bakılarak konur. Amerikan Psikiyatri Birliğinin DSM-4(Diagnostic and Statistical Manual of  Mental Disorders) ‘e göre Otistik Bozukluk, Yaygın Gelişimsel  Bozukluklar içinde yer almaktadır. Buna göre otistik bozukluk için belirlenen ölçütler şu şekilde oluşmuştur:
Sosyal etkileşimdeki nitel bozulmalar
-Sosyal etkileşimi sağlamak için yapılan el-kol hareketleri, alınılan vücut konumu, göz kontağı kurma, yüz ifadesi gibi sözel olmayan davranışlarda yetersizlik
-Yaşıtlarıyla gelişim düzeyine uygun ilişki geliştirememe
-Diğer insanlarla ilgilerini paylaşma eğilimi göstermemesi (örneğin ; ilgilendiği nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme)
-Sosyal  veya  duygusal karşılık vermeme
İletişimdeki nitel bozulmalar
-Konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması veya hiç olmaması
-Konuşması yeterli olan  kişilerde  başkalarıyla konuşmayı başlatma ve sürdürmede  belirgin bir bozukluk olması
-Basmakalıp, tekrarlara dayanan veya kendine özgü bir dil kullanma
-Kendi yaşına uygun hayal gücüne dayalı veya sosyal taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynamama
Davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı,  basmakalıp ve yineleyeci örüntülerin olması
-Olağandışı ilgi alanlarına uzun süreli takılıp kalma
-Gündelik işlerde veya oyunlarda belli bir sırayı takip etme , değişikliklere karşı direnç gösterme
-Tekrar   edici hareketler( el çırpma, sallama, burkma)
-Nesnelerin parçalarıyla takıntılı bir biçimde ilgilenme

Otizmin doğuştan gelen nedeni bilinmeyen ve hayat boyu süren gelişimsel bir rahatsızlık olduğu    söylenebilir. Klasik Otizm diye adlandırabileceğimiz Kanner Otizmi dışında otizmin daha farklı formları da mevcuttur. DSM-4’de yer alan  “Asperger Sendromu/Yüksek İşlevli Otizm” ve “Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk”/Atipik Otizm”  otizmin alt grupları olarak nitelendirilebilir. Bu şekilde otizmi bir yelpaze olarak görmek ve bu perspektifden  değerlendirmek daha doğru olacaktır. Erkeklerde kızlara oranla 3 kat daha fazla görülmektedir. Otistik özellikler gösteren çocukların yarısında zihinsel problemlerin de var olduğu ifade edilmektedir. Bir çoğunda yoğun davranış problemleri mevcuttur. Çocukların 1/4'ünde epilepsi problemi görülmektedir.  Erken tanı(2-3 yaş civarı) sayesinde her çocukta -potansiyeli ne olursa olsun- ilerlemenin daha kolay ve hızlı biçimde sağlanma ihtimali yüksektir.

Otizmin kesin bir tedavi biçimi olmamasına rağmen, çocuğun gelişimi için temel yöntem özel eğitimdir. Özel eğitim için kısaca çocuğun gelişim alanlarındaki eksiklerinin saptanarak çocuğun  yapılandırılmış bir ortamda(çeşitli eğitim materyalleri ve oyuncaklarla) ihtiyaçlarına  uygun bir bireysel eğitim programına tabi tutulmasıdır diyebiliriz. Bu süreçte aile ile eğitimcinin kuracağı ilişki çok önemlidir. Öğrenilenlerin  pekiştirilmesi ve genellenebilmesi için anne-babanın desteği şarttır. Ayrıca çocuğun evde veya dışarıda yaşadığı çeşitli davranış problemleri yine özel eğitimcinin önerileriyle aşılabilir. Eğitime ek olarak gerektiğinde duyu bütünleme terapisi, uygulamalı davranış terapisi gibi ek yaklaşımlara başvurulabilir. Çocuk temel  becerileri  kazandıktan sonra mutlaka yaşıtlarıyla birlikte zaman geçireceği ( başlangıçta oyun saatleriyle başlanabilir)bir yuvaya devam etmelidir. Başlangıçta kendi başına olmayı, kendi ilgi duyduğu oyuncaklarla oynamayı tercih edecektir. Diğer çocuklarla etkileşimde bulunması muhtemelen kendiliğinden  olmayacaktır. Bu konuda bir yetişkinin (yuva öğretmeninin) yardımına/sözel veya fiziksel yönlendirmesine ihtiyaç duyacaktır. Başkalarıyla paylaşım ve yaşıtlarıyla oyun kurma konusunda bu çocukların ne kadar yetersiz oldukları düşünüldüğünde bu alanlardaki ilerlemenin de yavaş olacağını ve sürekli olarak yönlendirme gerekeceğini söylemek yanlış olmaz. Otizmi bir yelpaze olarak ele aldığımızda  bu rahatsızlıktan daha az etkilenen çocuklar da mevcuttur ve bu çocukların birçok  alanda daha çabuk ilerlemeler kaydedebilmeleri mümkündür. Buna rağmen  sosyal alandaki gelişimlerin diğer alanlara oranla daha yavaş ve kısıtlı olduğu ve çocukların bu alanda çok daha fazla desteğe gereksinim duydukları vakıadır. Küçük yaştan itibaren yoğun bireysel eğitim ve yuva  eğitiminin yanı sıra, uzman bir profesyonelin eşliğinde yapılan  grup eğitimi özellikle potansiyeli yüksek çocukların,  ileriki yaşlarda ilkokulda kaynaştırma sınıfına devam edebilmeleri  için çok gereklidir.

Psikolog  Metin Karakol

Bu yazı Yeni Yüzyıl Dergisi Temmuz  2008 Sayı:2008/5 ‘ de yayınlanmıştır.

bottom_line
send mail